Bir kız kardeşi olmalı insanın | Ereğli Haberleri - Haberiniz Olsun

Bir kız kardeşi olmalı insanın | Ereğli Haberleri - Haberiniz Olsun

25 Kasım 2017 Cumartesi
Bir kız kardeşi olmalı insanın

Merhabalar Sevgili Ereğlili gönül dostlarımız, Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun, Güzel bir hafta geçirmeniz dileğiyle…

Bu haftaki yazımızda beni aşk derecesinde seven, çok merhametli ve duygusal, her şeye gözleri dolan canım kardeşim Berrin’imden bahsetmek istiyorum.

Yazıya internette rastladığımız güzel bir şiirin sonunu değiştirerek başlıyoruz:

Kız kardeş,

Hayatınızdaki en yakın arkadaşınızdır.

Her zaman yan yana olmasanız bile…

O sizin hep en iyi arkadaşınız olarak kalacak.

Elini hep yüreğinizin üstünde ömür boyu tutacak,

 

Bir kardeşi olmalı insanın hayatta.

Bir sırdaşı, can yoldaşı, canı olmalı.

 

Sizi anlayan ve gerçekten seven.

Küsmek nedir bilmediğiniz…

Her zaman dost kalmayı başardığınız,

Bir damla gözyaşı için dünyaları bile yıktığınız…

Kız kardeşi olmalı insanın.

 

İyi gününde kötü gününde size kıyamayan…

Gözyaşınızı silen…

Omzunda ağlayacağınız

Bir kız kardeşi olmalı insanın.

… ve herkesin Berrin gibi iyiliksever… bir kız kardeşi olmalı.

Sen gibi bir kız kardeşi olmalı herkesin.

Seni çok seviyorum Berrin’im.

SIRDAŞIM BERRİN’İM

Berrin’im canım abicim. Sen Allah’ın bize bir lütfusun. Allah’ın isimlerinden biri “Berr” dir. Yani çok çok iyilik yapan. Adı ile müsemma derler ya gerçekten kardeşim de öyle. Her zaman iyilik yapar. En çokta anne baba ve abisine… Zaten bu yazı onun iyiliklerini yazmaya yetmez.

Benden yedi yaş küçük kızkardeşim, benim hem kardeşim, hem can dostum, hem sırdaşım, hem şoförüm (Babam yaşı dolar dolmaz ona ehliyet aldı, binlerce kez beni işe götürdü, getirdi.) , hem hemşirem, hem yardımcım (Binlerce kez koluma girerek yürüdük, binlerce kez çayımı, yemeğimi hazırladı.) , hem kuaförüm (Sabahları erkenden uyanır, saçımı tarardı.)

On dokuz yaşında hastalığımın başlamasıyla hayatımın zor dönemi başladı. Hastalığı kabullenme ve bunalım döneminde en iyi dostum kardeşim Berrin’di.

İşyerindeki stresler, hastalığın bunalımı, aşk acısı akşam eve gelince Berrin’imin esprili ve yumuşak sohbetiyle hafifliyordu. Bir kız arkadaşının vefat eden babasının yokluğunda, hem ona, hem de bana zaman ayırıp moral veriyor ve üniversitedeki vize ve finallerine gece yarısından sonra çalışıyordu.

1998 gibi bunalımda olduğumdan çevremi pek düşünemiyordum. Kız kardeşim o zaman lisede okuyor ve üniversiteye hazırlanıyordu. Beni çok seviyor ve halime çok üzülüyordu. Babamla ben hastanede yatarken, psikolojik tedavi görürken bir gece evde anneme ağlayarak “Ben üniversiteyi kazanmayayım yeter ki abim iyileşsin.” demiş.

Eminim Allah bu içten söylenen sözünden razı olmuştur. Çünkü çok zekiydi fakat sınava stresimden iyi hazırlanamamıştı ama sonuç, şu an İngilizce öğretmeni olarak Çorum’da görev yapıyor elhamdülillah.

Erkek kardeşim Faik’im Şanlı ordumuzda 18 yaşından sonra göreve başladı ve O da kızkardeşim gibi gittiği yerlerde ana baba desteği bulamadı. Çünkü ben ana babamı bağlıyordum ama O da, Berrin’im de hiç şikâyet etmedi. Allah onlardan ebedi razı olsun.

Bunun için kız kardeşimle öğretmen olarak başka bir şehre atanana kadar hep beraberdik.

KADERİN SIRRI

 2003 de okulunu bitirdiği yaz öğretmen olarak Ankara’ya beş saat uzaktaki Çorum iline atandı. Canım kardeşimin bir işi olmasına çok sevinmiştim, fakat bir yandan da endişeleniyordum. Çünkü orada tanıdığımız yoktu ve annem babam beni bırakıp gidemiyorlardı. Hem engelliydim, hem çalışıyordum.

Babam Şeker fabrikasından emekli olmuştu. Kız kardeşime giderken, o ildeki yıllar önce beraber çalıştığı şeker fabrikası müdürü ile görüşmesini, durumunu anlatıp yardımcı olma imkanlarını sormasını sıkı sıkı tenbih etti.

Berrin, fabrika müdürüne durumu anlatınca ‘Kızım babana selam söyle, sen bizim kızımızsın, gözü arkada kalmasın’ demiş ve il merkezinde göreceği bir aylık eğitim süresince misafirhanede misafir etmiş. Bu, babamın ve kız kardeşimin iyiliklerine Rabbimin minik bir ikramıydı inşallah.

Berrin’imin o ile atanmasında kaderin bir sırrı vardı. En az kardeşim kadar kalbi temiz bir öğretmen olan eniştem Oğuz’la bir vesileyle tanışacak, anlaşacak ve inşallah mutlu bir yuva kuracaklardı.

Düğünden üç ay önce eş durumundan tayini için nikah kıyıldı.(2007) Eniştemin memleketi Merzifon’a nikah için giderken yol boyunca hem ağladım, hem de bu evlilik biricik kardeşime hayırlar getirsin diye dua ettim. Berrin, abi dün gece rüya gördüm, İki tane renkli gözlü çocuklarım vardı, dedi. Gülümsedim, derin bir nefes aldım.

Şu an, Berrin’im ve Oğuz’umun Ceren (2008) ve Azra (2011) diye dünya güzeli iki kızı var. Maşallah! Ceren’im beyaz tenli esmer güzeli, Azra’m masmavi gözlü şarışın. Allah onlara güzel bir kader çizsin, hep salihlerle karşılaştırsın inşallah.

Kızkardeşim beni her gün arar. Telefonu kapatırken her zaman söylediğim son cümle: “I miss you” Yani seni özledim. (Ceren ve Azra küçükken ve şu an hala ‘Dayı Ay mis yu’ diyor. Yiyesim geliyor. :) İngilizce öğretmeni anneleri öğretmiş.)

KEMAL SUNAL FİLMİNDEKİ GİBİ

Kemal Sunal’ın bir filmi var, ikiz kardeşinin duyduğu acıyı aynı anda hissediyordu. Başka yerde olan kardeşi tokat yiyince, o da karşısındakini sebepsiz tokatlıyordu :) hatırlarsınız.

İşte sanki ikizmişiz gibi Berrin de, abisinin duyduğu acıyı aynı anda hissetti. İnşallah kalbi öylesine saf ve temiz ki, Allah halimi ona hissettirdi hamdolsun. Canım abicim.

2004 gibiydi sanırım, babamla tekerlekli sandalyemle sokakta geziyorduk. Yokuştan inerken tekerlekli sandalye hızlandı. Ön tekerler görmekte geciktiğimiz çukura düşünce ben öne doğru savruldum. Ellerim üzerinde bir kaç metre kaydım. Ellerimin derileri sıyrıldı. Babam beni kaldırdı, kucaklayıp tekerlekli sandalyeme oturttu.

Pansuman için eve geldik. Kızkardeşim kapıyı açtı. “Baba iki dakika önce öyle kalbim sıkıştı ki nefessiz kaldım, öleceğimi sandım” dedi. Evet halimle o kadar hallenmişki, aynı yumurta ikizim gibi benim duyduğum acıyı aynı anda hissetmişti. Seni çok çok seviyorum abicim.

NİKE AYAKKABI

Oğuz’um da Berrin’im gibi iyilik yapmayı çok seviyor. Bir keresinde eniştemi aradım. Berrin ilçedeki ayakkabıları beğenmedi, il merkezine geldik, diye espri yaptı. Berrin duydu, bağırdı; Abi spora başladım, Nike ayakkabı alacam, dedi.

Bende espriyi patlattım. Hani eski Küçük Emrah filmlerinde bir replik var, ‘Abi benim hiç kırmızı ayakkabım olmadı’ diye bilirsiniz. Ben de ‘Enişte benim hiç Nike ayakkabım olmadı’ dedim, gülüştük.

Bir müddet sonra haftasonu için Ankara’ya geldiler. Eniştem Oğuz bana Nike ayakkabı hediye almış. Şaşırdım, sevindim, duygulandım. Bağlamalı değil de cırt-cırtlı olduğu için babam kolay giydiriyor. Tekerlekli sandalyede otururken hala hep o ayakkabıyı giyiyorum. Allah razı olsun.

Bazen annem, babam ve ben onların yaşadıkları şehre gidiyoruz. Eniştem bana balkonda semaverde çay yapar ve saz çalarak konser verir. Üniversitede yurtta arkadaşım geceleri saz çalardı. Aşık olduğum kızı düşünerek efkarlanırdım. Eniştem saz çalarken o günleri düşünüp hep ağlarım.

Annem bana yıllardır hiç tişört, kazak, ayakkabı almadı. Hep Berrin’in hediyelerini giyiyorum. Aldığı tişörtlerin seçimi çok hoşuma gidiyor. Defalarca bel çantası, cüzdan aldı.

Kızkardeşim ve eniştemin sadece bana değil herkese o kadar çok iyilikleri var ki, başta dediğim gibi yazmakla bitmez. Allah onlara hem dünyada hem ahirette mutluluk versin.

Beni bu ailede ve Berrin’in abisi olarak dünyaya gönderen Allah’a binlerce hamdolsun...

HAKKINI HELAL ET ABİCİM.

Keşke diyorum babam ve annem bir kardeş daha yapsaymış. Sizi çok ama çok seviyorum...

Düzenleme : 23 Temmuz 2017 17:33 Okunma : 6440