Ebedȋ Muhabbetin Sırrı | Ereğli Haberleri - Haberiniz Olsun

Ebedȋ Muhabbetin Sırrı | Ereğli Haberleri - Haberiniz Olsun

27 Mart 2017 Pazartesi
Ebedȋ Muhabbetin Sırrı

Bendeniz, sürekli Kur’an ve sünnet ölçüsünde hayat yaşamış/yaşayan, bütün âlimlerin sohbetlerini dinleyip, eserlerini okuyup balarısı gibi öz toplamaya gayret etmekteyim.*

*Aşağıda Büyük islam âlimi Bediüzzaman Said Nursi’nin** (1876-1960) *񨀐sayfalık Risale-i Nur külliyatında olan Lemalar eserinden faydalı bilgiler aktaracağız.*

*İnsanın fıtratında yaratılıştan bekaya karşı **(yani devamlılık, ebedilik, ölümsüzlük)** gayet şiddetli bir sevgi vardır. Yani Allah içimize bu hissi doğuştan koymuştur.*

*İnsan, sevdiği herşey için bir ölümsüzlük olduğunu düşünür, sonra sever.*

*Mesela bir eşya, bir araba, bir bahçe, bir kızı severken farkında bile olmadan onda ebedîlik hayal eder, sonra sever.*

*Ne zaman ondan ayrılacağını düşünse veya görse içten içe feryad eder.* Şimdi *Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin* *Lemalar *adlı eserinden muhabbetle ilgili bölümü kopyalayıp bilinmeyen kelimeleri parantez içinde yazacağız; Çünkü yazıyı okuyanlar kendi idrak ölçüsünde fakirden daha ziyade anlayacaklarına eminim.

*BİRİNCİ NÜKTE**: **Birinci defa *يَا بَاقِى اَنْتَ الْبَاقِى * (Ya Baik entel Baki) **bir ameliyat-ı cerrahiye** (cerrahi ameliyat)** hükmündekalbi masivadan** (Allah’tan gayrı herşey)** tecrid ediyor, kesiyor. Şöyle ki: İnsan, mahiyet-i câmiiyeti** (İnsan içyapısı )** itibariyle mevcudatın**

(yaratılmış herşey)** hemen ekserîsiyle alâkadardır. Hem insanın mahiyet-i câmiasında hadsiz bir istidad-ı muhabbet dercedilmiştir.** (sınırsız bir sevme kabiliyeti verilmiştir.)*

*Onun için insan da umum mevcudata karşı bir muhabbet besliyor. Koca dünyayı bir hanesi gibi seviyor. Ebedî Cennet'e bahçesi gibi muhabbet ediyor. Hâlbuki muhabbet ettiği mevcudat durmuyorlar, gidiyorlar. Firaktan**(Ayrılıktan)** daima azab çekiyor. Onun o hadsiz muhabbeti, hadsiz birmanevî azaba medar oluyor.** (sebep oluyor)*

*O azabı çekmekte kabahat, kusur ona aittir. Çünki kalbindeki hadsiz istidad-ı muhabbet,** (kalbindeki sınırı olmayan sevgiyi)** hadsiz bir cemal-i bâkiye mâlik bir zâta tevcih etmek için verilmiş.** (sınırı olmayan bir güzellik olan Allah’a sevgi için verilmiş.)** O insan sû'-i istimal ederek** (kötüye kullanarak)** o muhabbeti fâni mevcudata sarfettiği cihetle kusur ediyor, kusurun cezasını, firakın azabıyla çekiyor.** (o sınırsız sevgisini fani geçici şeylere vermekle kusur ediyor ve ondan ayrılma azabıyla cezasını çekiyor.)*

*       İşte bu kusurdan teberri edip** (yüz çevirse)** o fâni mahbubattan kat'-ı alâka etmek,** (o fani sevgililerden ilgisini kesmek)** o mahbublar onu terketmeden evvel o onları terketmek cihetiyle Mahbub-u Bâki'ye** (Ölümsüz sevgili olan Allah)** hasr-ı muhabbeti ifade eden** (sevgisini ifade eden)* يَا بَاقِى اَنْتَ الْبَاقِى* olan birinci cümlesi: "Bâki-i Hakikî yalnız sensin. Masiva** (O’ndan gayrısı)** fânidir. Fâni olan elbette bâki bir muhabbete ve ezelî ve ebedî bir aşka ve ebed için yaratılan bir kalbin alâkasına medar olamaz.** (sebep olamaz)**" manasını ifade ediyor. "*

*Madem o hadsiz mahbubat fânidirler, beni bırakıp gidiyorlar; onlar beni bırakmadan evvel ben onları *يَا بَاقِى اَنْتَ الْبَاقِى* demekle bırakıyorum. Yalnız sen bâkisin ve senin ibkan ile mevcudat beka bulabildiğini bilip itikad ederim.** (Herşey Allah’ın bakileştirmesi ile ebedidir.)** Öyle ise senin muhabbetinle onlar sevilir. Yoksa alâka-i kalbe lâyık değiller." demektir. İşte bu halette kalb, hadsiz mahbubatından vazgeçiyor. Hüsün** (güzellik)** ve cemalleri üstünde fânilik damgasını görür, alâka-i kalbi keser. Eğer kesmezse, mahbubları adedince manevî cerihalar** (manevi yaralar)** oluyor.*

*         İkinci cümle olan *يَا بَاقِى اَنْتَ الْبَاقِى* o hadsiz cerihalara hem merhem, hem tiryak oluyor. Yani: *يَا بَاقِى *"Madem sen bâkisin, yeter; her şeye bedelsin. Madem sen varsın, herşey var." *

*Evet mevcudatta sebeb-i muhabbet olan hüsün ve ihsan ve kemal,** (Evet bütün varlıkların sevilmesine sebep olan güzellik, iyilik ve mükemmellik,)** umumiyetle Bâki-i Hakikî'nin hüsün ve ihsan ve kemalâtının işaratı** (tümüyle gerçek sonsuzluğun sahibi olan Allah’ın güzellik, iyilik ve mükemmelliğine işaret)** ve çok perdelerden geçmiş zaîf** (zayıf)** gölgeleridir; belki cilve-i esma-i hüsnanın** (Allah’ın güzel isimlerinin görüntüsünün)** gölgelerinin gölgeleridir.*

*Güzelliklerin kaynağı*

*Şimdi Ehli sünnet bir alimin güzel bir sohbetinden dinlediklerimi aktaracağım: *

*Allah, doğuştan insana sonsuz sevme kabiliyeti ve sonsuza kadar yaşama duygusu vermiştir. *Fakat insanların çoğu bu duyguları yanlış kullanıyorlar.

Mesela biriktirdikçe mal biriktiriyor, üçüncü, beşinci evi alıyor, zekat verince mal eksilecek sanıyorlar. Velhasıl hiç ölmeyecek gibi yaşıyorlar.

*Hâlbuki sonsuza kadar yaşama hissi verilmiş ki, ölümsüz bir hayata kavuşmanın yollarını arayıp bulalım. *

*Çoğumuz, ben dahil, kalbimizdeki sonsuz sevme duygusunu fani bir kız/oğlana veriyoruz. *

*Sonunda ayrıldığımızda ise teselliyi içki, sigara, arabesk şarkılar da arıyoruz. *

*İşte sevdiğimiz terk ettiğinde bunun için acı çekiyoruz. *

*Zaten insanın bu özelliğinden dolayı dünyanın her yerinde arabesk türü müzikler çıkmıştır.  *

*Hâlbuki o sonsuz sevme kabiliyeti, bütün güzelliklerin kaynağı Baki olan Cenab-ı Hakk’ı sevmemiz için verilmiştir. *

*Şimdi bir baba düşünün, oğluna kısa bir müddet için beş milyon dolar para veriyor.  *

*Oğlu gidiyor, o paranın hepsini Murat124 arabaya yatırıyor. *

*Eve döndüğünde babası ne der, çok kızmaz mı sizce?

*Ben kendimi bahtiyar kullardan sayıyorum. İlahi aşk yolculuğuna başladım elhamdülillah… *

Okunma : 12807