Zahmette rahmet vardır | Ereğli Haberleri - Haberiniz Olsun

Zahmette rahmet vardır | Ereğli Haberleri - Haberiniz Olsun

21 Kasım 2017 Salı
Zahmette rahmet vardır

Geçenlerde bir sabah radyoyu açtığımda *sezen aksu’nun “eskidendi” isimli şarkısıyla güne başladım. Dinlerken sürekli eskiyle bugünü kıyas ettim ve bu yazı şekillendi kafamda…

“eskidendi çok eskiden”

Hani erken inerdi karanlık

Hani yağmur yağardı inceden

Hani okuldan, işten dönerken

Işıklar yanardı evlerde

Hani ay herkese gülümserken

Mevsimler kimseyi dinlemezken

Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken

Hani herkes arkadaş

Hani oyunlar sürerken

Hani çerçeveler boş

Hani körkütük sarhoş gençliğimizden

Hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmezken

Eskidendi, eskidendi, çok eskiden şimdi ay usul, yıldızlar eski hatıralar gökyüzü gibi

Gitmiyor üzerimizden

Geçen geçti, geçen geçti

Hadi geceyi söndür kalbim

Şimdi uykusuzluk vakti

Gençlik de, geceler gibi, eskidendi.

Söz: Murathan Mungan müzik: Atilla Özdemiroğlu

Su taşırdık

Konya Ereğli’den 1982’de Ankara’ya taşındık. Yedi yıl Etimesgut’ta Gecekonduda oturduk. O zamanlar çeşme suyu çok kireçliydi, içilmezdi. Şimdiki gibi damacana sular da yoktu. Etimesgut semtinde Atatürk’ün getirttiği temiz pınar çeşmesinden her gün bidonlarla eve su taşırdık. On-on iki yaşımda evin büyük çocuğu olarak bu görev bana verilmişti.

Ödev yapmak

Okul ödevlerimizi yapmak için *koca koca *hayat, meydan larousse (larus) gibi Ansiklopedilerden faydalanırdık. Hatta bazen zorlu ödevlerimiz için hafta sonu kütüphanelere gider, araştırırdık.

Verilen her ödev, bizler için öğrenme ve etüt etme -mevcut ansiklopedi veya kütüphaneleri kullanarak- sonrasında sentez ederek yazıya dökme süreçlerini kapsardı. Dolayısıyla öğrenilen bilgiler dağarcığımızda kalıyordu.

Şimdi gençler google’a tıklayarak anında bilgiye ulaşıyor ve hiç zahmet çekmiyorlar. O yüzden de kitap okuyup araştırmıyorlar ve bilgiler çok çabuk unutuluyor.

Tabi bir de bizim zamanımızdaki ansiklopediler bir uzman kurul tarafından titizlikle hazırlanıp onaylanıyordu. Şimdi google’da bir konu aratsak yüzlerce farklı bilgi çıkıyor. Nasıl güveneceğiz…

Telefonla aramak

Seksenlerde babam Ereğli’deki dedemleri aramak için PTT’ye yürüyerek gider, kuyruğa girerdi. Jeton alır ama bu seferde telefon kulübesi önünde tekrar kuyruğa girerdi. Yani kısacık bir telefon konuşması saatlerini alırdı.

Yine seksenlerde Bekir Dayımın hanımı rahmetli Fadime yengemin (ölüm: Mart 2013) köyde yazın her gün çamaşır yıkadığını hatırlıyorum. Çünkü altı çocuğu vardı.

Odun ateşi yakarak kazanla su kaynatıyor; bakır leğen içinde elinde tek tek çitileyerek yıkıyor, sıkıyor ve avludaki ipe asıyordu. Yani çamaşır yıkamak 3-4 saati buluyordu.

Tebrik kartları

1992’de üniversitedeyken kampüsten Konya şehir merkezine giderdik. Kırtasiyeden tebrik kartları ve zarf alırdık.

Sevdiklerimiz için bu kartların arkasına tek tek bayram kutlama mesajı yazar; sonra zarfların üstüne adreslerini yazardık. PTT’de kuyruğa girer ve zarflara pul yapıştırırdık. O zamanlar üç samimi dostumla beraber tebrik kartları yollamak için bir saat yol giderdik. Fakat bu uzun iş bize keyif verirdi. 

Konya Alâeddin Tepesi’nde çay ve lokantada etliekmek eşliğinde keyifli sohbet ederdik.

Şimdi ise whatsupp ve sms ile zahmetsiz saniyesinde tebrikleşiyoruz.

Mektuplaşmak

Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle birlikte iletişim çok hızlandı. Şimdiki gençler aşk duygusunu tam yaşayamıyor. Aşk özlemektir. O özlemle hayaller kurmaktır.  Biz farklı şehirlerde oturuyorduk. Seksenlerde ev telefonları vardı ama en iyi iletişim mektup yazmaktı.

Biz birbirimize mektup yazardık. Ruhunun derinlik ve inceliklerini öğrenmek için satır satır o mektupları defalarca okurdum. Yüzünün güzelliğiyle başladı ama sonra ruhunun güzelliğine de âşık oldum…

Gençler artık hiç özlemiyorlar, gündüz buluşuyorlar, akşam görüntülü konuşuyorlar. Evlenince aşk çabuk bitiyor ve maalesef boşanma ve tabi analı babalı yetimler…

1987’te yükseliş koleji ortaokul kısmında okurken Din Kültürü Öğretmenimizin sorusunu ve cevabını hiç unutmuyorum.  O zamanınkileri saydı. Bütün bu teknolojik gelişmeler ve sürekli yeni icatlar ne için olabilir, diye sormuştu. Sonra yanıtı kendi verdi, İnsanın daha rahat yaşaması için, demişti.

Evet, şimdi artık çok rahatız ve eskiden zahmetle yapılan işler hiç zamanımızı almıyor.

Geçenlerde sevgili hayat Nur Artıran Hanımefendinin attığı bir tweette şunu görmüştüm:

“insan daha kendini tanımadan bilmeden, çok muazzam bir teknolojiye ulaştı; bu insanlık âlemi için çok büyük bir tehlikedir !” ( dr. Alexis Carrel )

Sonuç

“Rahat zahmette; zahmet rahattadır”* cümlesi, Müslüman halkımızın yüz yıllardır kur’ân’a dayandırarak söylenegeldiği bir özlü sözdür. Bu atasözü, Kur’ân-ı hâkim’in, “elbette güçlükle beraber şüphesiz bir kolaylık vardır.

Gerçekten güçlükle beraber şüphesiz kolaylık vardır” *(inşirah suresi, 5-6)

Ayetlerini tefsir ediyor.

Zorluklar ne kadar dayanılmaz da olsa, gerek doğrudan Allah’ın takdir ettiği musibetlerde olsun, gerekse olumlu netice almak için gösterilen verimli ve özverili çalışma esnasında olsun; çekilen her zorlukta; 1-Dünyevî, 2- uhrevî olmak üzere iki büyük kolaylık vardır.

Okunma : 11477