Aynı be ya… | Ereğli Haberleri - Haberiniz Olsun

Aynı be ya… | Ereğli Haberleri - Haberiniz Olsun

28 Mayıs 2020 Perşembe
Aynı be ya…

Her ne kadar bir dizinin replik sözü olsa da “AYNI BE YAAA” sözü dilimize o kadar yer etmişti ki rutin devam eden hayatımızdan herkes biraz da şikâyetvari kullanır olmuştu.

Herkesin bir düzeni, bir hayatı, sabah erken kalmasını gerektirecek bir meşguliyeti, bir mesleği vardı…

Rutin hayatımıza devam ederken aslında çok farkında olmadığımız pek çok değerimiz varmış meğerse.

Belki de hiç farkına varmadığımız.

Günün yoğunluğu içerisinde Yunus Emre Parkına uğrayıp bir çay içmenin aslında ne kadar büyük bir nimet olduğunu şimdilerde daha iyi anlıyor insan.

 

Sadece Yunus Emre Parkı mı? Elbette hayır.

Ulu Cami Meydanında oturanlarımızın, Uğurlu Camiinde namaz sonrasında dinlenmenin, dostlarımızla, arkadaşlarımızla sohbet etmenin, Tatlıcı Atilla’nın önünden geçerken birbirimize tatlı ısmarlamanın, Şehitler Parkında bir el tavla atmanın, cadde boyu voltaların, Millet Kıraathanesinde ders çalışmanın, kitap okumanın, Fatih Caminin şadırvanında buz gibi duyla serinlemenin, Meydanbaşı Mezarlığında geçmişlerimize rahmet okumanın, pazarlarda rahatça dolaşıp marketlerde dilediğince gezmenin velhasıl bu şehirde özgürce yaşamanın ne büyük nimet olduğunu daha iyi anladık.

Sabah evimizden çıkıp işimiz her ne ise yaptıktan sonra eve tekrar dönerken uğradığımız esnaflarımız vardı, çayını bizden esirgemeyen, dost sohbetlerimiz, alışverişlerimiz vardı…

Bir anda hayatımıza giren koronavirüs neredeyse tüm alışkanlıklarımızı değiştiriverdi birden bire…

Vakit Ramazan vakti, paylaşmayı, ikram etmeyi seven bir millet olarak belki de neredeyse hiç yalnız açmazdık oruçlarımızı, ya soframızda sevdiklerimizi ağırlar ya da birilerinin sevdiği olarak ağırlanırdık.

Sonrasında koşoştura koşoştura yetişmeye çalıştığımız teravih namazlarımız vardı… Cuma namazlarının heyecanını yaşamayanımız yoktur belki de, hayırla yâd ettiğimiz ve birbirimizi tebrik ettiğimiz.

Büyüklerimiz vardı ziyaret edip ellerini öptüğümüz, hal hatır sorduğumuz…

Misafir olmak da güzeldi bizim için, misafir ağırlamakta…

İftara doğru yaşadığımız heyecanımız daha bir farklı olurdu eskiden, iftar sofrasına sıcak pide götürmenin telaşı sarardı hepimizi, sabah namazlarında cemaat olmanın keyfi de bir başkaydı hani…

 

Bir hocamdan dinlemiştim aylar öncesinden ama hayatıma bu kadar anlam katmamıştı: Diyordu ki! “Sakın hayatınızın rutinliğinden şikâyet etmeyin, yaşadığınız hayattan bahsederken aynı be ya ne olsun ev iş arası gidip geliyoruz işte! demeyin: Allah bir gün yolunuzu hastaneye, mezarlığa ya da bir başka dertli yola çeviriverir de aynı be ya dediğimiz hayatı çok özleriz, pişman oluruz” demişti de ben o aralar çok anlam vermemiş ya da çok üzerinde durmamıştım.

İşte o gün geldi…

Öğrencisinin yaramazlığından şikayet eden öğretmen o öğrenciyi,

İşinin çok yorucu olduğunu söyleyen işçi o işini,

Okulunu sevmeyen öğrenci o okulunu,

Yolunu sokağını sevmeyen birinin o sokağını yolunu özlediği, aradığı günlerdeyiz.

Bu örnekleri çoğaltmak da mümkün elbet ancak sanırım söylenmek istenen hasıl olmuştur.

Koronavirüsle milletçe savaştığımız, en yakınlarımızı bile göremediğimiz, ziyaret edemediğimiz bir dönemi yaşıyoruz.

 

Bu günlerin de geçeceğini umut ederek ellerimizi semaya kaldırırken yalnız tutulan oruçların, tek başına kılınan teravih namazlarının kabul olmasını diliyoruz.

Elbet bu günler de geçecek ve bizler yaşananları belki de unutup gideceğiz.

Ancak şunu unutmamak gerekir ki sade hayatımızı yaşarken sahip olduğumuz değerlerimizin artık kıymetini daha iyi bilmeli, elimizde bulunanlarla yetinmesini öğrenmeliyiz.

Ha bu arada bugün sokağa çıkamadan evimizde kalmanın da bir nimet olduğunu unutmamak gerekir.

Ya evimizde değil de bir hastanenin yoğun bakım odasında olsaydık, zira öyle olanlar da var. Allah neyi nasip ettiyse o halimize bir kez daha şükretmenin, kıymet bilmenin zamanıdır şimdi.

Sağlıcakla kalın…

Düzenleme : 04 Mayıs 2020 02:29 Okunma : 6081