İstemek Kavuşmayı Müjdeler | Ereğli Haberleri - Haberiniz Olsun

İstemek Kavuşmayı Müjdeler | Ereğli Haberleri - Haberiniz Olsun

26 Kasım 2020 Perşembe
İstemek Kavuşmayı Müjdeler

Kasım ayı kışın geldiğini, karların yağacağını bize bildiriyor. Bizim çocukluğumuzda kasımlar daha çok soğuk geçerken, mevsimlerin ılımanlaşması nedeniyle Türkiye’mize artık daha sıcak bir hava hâkim oluyor.

Ama güz mevsiminin son ayı, yine de alışkanlık gereği insana, ömür sermayesinin tükenmeye başladığını hatırlatmaya devam ediyor. Gecenin üçü, sokaklarda yağmur, herkes uyurken kendimi dışarıda buluveriyorum. Öyle zamanlarda hele de yalnız kalmışken tefekkür etmek insana sekinet veriyor. Rabbinden iste isteye bildiğin kadar diyorum kendi kendime. Açıyorum ellerimi, önce ülkemin ferahı, sonra ailemin ve sevdiğim insanların huzuru ve sağlığı için dualar dilimden dökülüyor. İmam-ı Rabbani Hazretleri buyuruyor ki, “İstemek kavuşmanın müjdecisidir.” O zaman ne duruyoruz. İsteyelim çekinmeden.

En sevdiğimiz dostumuzun yanına gitsek, maddi bir sıkıntı yaşasak, birincisinde ihtiyacımızı karşılıyor ama ikinciye ya biz utanıyor söyleyemiyoruz ya da söylesek vermemek için bin dereden su getiriyor. İnsanlara güvenin azaldığı bu günlerde Müslümanlar karz-ı hasen ibadetinden tedirginlik duyuyorlar. Rica için bir makamın kapısını sürekli çalamazken, Yaradanımıza her an müracaat ediyoruz. Dileğimiz hemencecik olmasa bile, içimizde beliren ferahlıkla, bu dünya da olmazsa öbür dünyada cevap verilecektir düşüncesine hâkim oluyoruz. 4-5 yaşlarındayken annem gözümün açılması için hep dua etmemi ister, Kadir Gecesi geldiği zaman, sabaha kadar uyumamamızı söylerdi. Doktorlar çare yok dese de inanç ve teslimiyetle, rüyamda Hazret-i Hızır’ın gelip Allah’ımızın duamıza icabet edeceğine inanırdı. Küçük bir kıssayla bu tezini savunurdu. “Annesi vefat eden, ağlamaktan kör olan bir kızcağız varmış.

Babası başka bir kadınla evlenince kız üvey anne elinde acılar yaşamaya başlamış, kederinden gözüne perde inerek kapanmış. Çektiği sıkıntılara dayanamayarak, hulus-i kalple öyle bir yalvarmış ki, gece rüyasında evliya bir zat dileğini sormuş, kızcağızda gözünün açılmasını dilemiş. Sabah yatağından kalktığında öksüz kızın gözü görmüş, hüznü sevince dönüşmüş. Bizim baş gözümüz açılmadı ama mutlaka Rabbimizin bir bildiği vardı. Ama annemin bu anlatıları bizlere duayı, istemeyi sevdirdi. Rabbimize ümit ederek, beklemeyi öğretti. Hakikatte fani dünyada olmazsa, baki âlemde olacağına umut etmenin yolunu gösterdi.

Duasız üşürmüş gönüller. Bedenimizin buz tutması giyindiğimiz elbiselerle çözülürken, üşüyen yüreklere de yakarış elbiselerini giydirmek gerekiyor. Ümitsizlik hastalığına karşı, dua silahını kuşanmak icap ediyor. Allah’ımız şöyle buyurmuştur, “Duanız olmasa Rabbiniz katında ne ehemmiyetiniz var”. (Furkan, 25-77) Hadis-i şeriflerde buyruluyor ki; “Dua etme arzusu gelince, dua edin. Çünkü bu duanın kabul olacağına alamettir. (Tirmizi)

Yaratıcımız kullarına şöyle hitap etmiştir: “Rabbiniz buyurdu ki; Bana dua edin, size icabet edeyim.” (Mü’min, 40/60)

Tabiî dua etmek için de Allah yolunda çaba sarf etmek gerek. Biz Rabbimize kulluğumuzu en iyi şekilde yapmaya çalışacağız ki, Rabbimizden bir şey istemeye yüzümüz olsun.

Hadis-i şerifte buyuruluyor: “Çalışmadan dua eden, silahsız harbe giden gibidir.” [Deylemi]

Duanın gücünü anlatan güzel bir kıssayla yazımızı sonlandıralım inşallah.

“Horasan’da hırsızlardan birkaçı kaçar. Heratlı bir demirci, gece evine dönerken, zaptiyelerce yakınında yakalanan hırsızlarla beraber tutuklanarak hapsedilir. Demirci, zindanda namaz kılıp, ‘Ya Rabbi, bu işte suçum olmadığını, ancak sen bilirsin. Beni buradan, ancak sen kurtarırsın’ diye dua eder. Adil bir vali olan Abdullah bin Tahir, o gece bir rüya görür. Kuvvetli dört kimsenin, kendi tahtını tersine çevirirken uyanır. Hemen abdest alıp iki rekât namaz kılar. Tekrar uyur. Yine o dört kişi, tahtını yıkmak üzere iken uyanır. Kendisinde, bir mazlumun ahı bulunduğunu anlar, zindan müdürünü çağırtıp der ki:

– Zindanda bir mazlum mu var?

– Bilmem ama biri dua edip gözyaşı döküyor.

Dua eden mahkûmu çağırıp hâlini sorunca mesele anlaşılır. Vali, özür dileyip der ki: ‘Şu parayı al ve herhangi bir arzun, bir işin olunca da bana gel.’

Demirci, minnetsiz konuşur: Hakkımı helal ettim ancak ihtiyacımı görmek için gelmem.

– Niçin?

– Benim gibi bir fakir için, senin gibi bir sultanın tahtını birkaç defa tersine çeviren sahibimi bırakıp da dileğimi başkasına arz etmem kulluğa yakışır mı?” der.

Kulağıma küpe olan harika bir cümle duymuştum; “Çözülmez bir sıkıntın olunca benim büyük bir derdim var deme, derdine dönüp benim büyük bir Rabbim var de!”

Ne muhteşem bir söz değil mi!

Selman DEVECİOĞLU

Düzenleme : 09 Kasım 2020 20:55 Okunma : 3732